Bizi takip edin...

RÖPORTAJ

RÖPORTAJ

Şarkılarının lezzeti doğallığında ” Selami Şahin”

Altı kardeşten dördüncüsü olarak dünyaya gelen Selami Şahin'in müziğe olan ...

RÖPORTAJ

Nişantaşı’nın gözde mekanı “ Park Şamdan “

Nişantaşı’nda yıllardır kalitesinden ödün vermeyen mekanlarında başında geliyor. Türk ve ...

RÖPORTAJ

Boğaz’da Ege esintisi “Mira Balık “

Boğaza nazır bir yerde Ege'nin en güzel tatlarını tatmak ve ...

RÖPORTAJ

Denizin tadı “Del mare” ’de

İçeriye ilk adımınızı attığınızda denizin ve balığın birbirine karışmış enfes ...

RÖPORTAJ

Tatlı dersler “ Sadece Çikolata” ‘ da

Sadece çikolata yapayım derken, kendisini markasının baş rolünde buldu. Çeşit ...

RÖPORTAJ

MilanGo ile sevdiklerinizi mutlu edin

Mutlu etmek mutlu eder sloganıyla evlerimize giren, sevdiklerimize özel günlerde ...

RÖPORTAJ

Cüneyt Asan’ ın “ Et Dünyası “

İlkokul yıllarında Bahar kasabın kapısından adımını atarak etlerle tanıştı. 15 ...

RÖPORTAJ

Mavi ile yeşilin buluşma noktası “ Doğatepe Restaurant “

Bir tarafınızda yemyeşil bir doğa, bir tarafınızda masmavi bir deniz ...


sanalbasin.com üyesidir

E-Tadında

HAKKINDA
SİZİN İÇİN
ARŞİV
İLETİŞİM

Şarkılarının lezzeti doğallığında ” Selami Şahin”

SS05Altı kardeşten dördüncüsü olarak dünyaya gelen Selami Şahin’in müziğe olan yeteneğini ilkokula gittiği sırada öğretmenleri keşfetti. Yaşıtları oyun oynarken, o 15 yaşında radikal bir karar alarak Hatay’dan ayrıldı. Yıllarca besteleri dillerde kalacak sanat yolculuğunun ilk adımını atmış oldu.

 

Özledim, Alışmak Sevmekten Daha Zor, Tapılacak Kadınsın gibi şarkıları hala ilk günkü  lezzetiyle dinlenen Şahin, albüm çalışmalarını, en sevdiği yemeği Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu’na anlattı.

 

E-tadında: Selami Şahin yıllarca gönlümüze en güzel şarkılarıyla taht kurdu. Yepyeni besteler yolda mı, bir albüm geliyor mu?

 

Selami Şahin: Yepyeni şarkılardan oluşan bir albüm hazırlığı içerisindeyim. Allah nasip ederse 2014 yılının ikinci ya da üçüncü ayında yeni bir albüm çıkacak. Çalışmalarımda ya yeni sonuçlar çıksın ya a hiç olmasın diyorum. Ayrıca eski şarkılarımdan oluşan bir albüm daha yapacağız.Kalıcı eserler, kalıcı albümler yapmak en büyük hedefimiz.

 

E.T: Notalarla başlayan sanat yolculuğunuz size neler kattı, sizden neler götürdü?

 

S.Ş: Notayı ben kendi kendime öğrendim. Şükürler olsun ki yıllar önce yaptığım şarkılar hala dillerde. Kalıcı eserler yaptığım için mutluyum.Önemli olan yapılmamışı yapabilmek. Bende bütün şarkılarımın anısı vardır. Her şarkımın, notanın bir hikayesi vardır. Bu arada bir hikayemi sizinle paylaşmak isterim. Yıllar önce Kasımpaşa çocuk yurduna giderek, kurban paramla oradaki çocuklara bağış yaptım. Oradaki çocuklar arasında bulunan 8 yaşındaki kız çocuğu “Selami amca, seni çok seviyorum. Öpebilir miyim? “Dedi. Kız çocuğuna sarıldım, ve onu alnından öptüm. Hala o olayın etkisi bende devam eder.

 

E.T: Hataylı olduğunuzu biliyoruz. Hatay yemeklerine düşkün müsünüzdür ? Damağınıza uyan en sevdiğiniz yemek nedir?

 

S.Ş: Hatay’ın Yaylıdağ Yoncakaya köyündenim. Antakya’ya gittiğim zaman Harbiye’ye mutlaka giderim.Bütün yemekler o kadar lezzetlidir ki, ayırt etmek mümkün değildir. Özellikle buzda tavuğa bayılırım. Damağıma en çok uyan yemeklerden birisi olduğunu söyleyebilirim. Künefesi zaten meşhurdur.

 

E.T: Si la mi Adım Selami kitabınız yakında kitapçılarda yerini alacak. Kitap çıkarma fikri ne zaman ortaya çıktı?

 

S.Ş: Hit olmuş şarkıların anılarını, doğuş tarihini, sözlerin nasıl ortaya çıktığını hepsi bu kitapta yer alacak. Bu şarkıları nasıl bestelediklerimzi görecekler.

 

E.T : Son olarak e-tadında okuyucuları için bir yemek tarifi verebilir misiniz?

 

S.Ş: Tabii damağıma en çok uyan Antakya Usulü Kuzu Ciğerli Cartlak Kebabı tarifini sizlerle paylaşabilirim.

 

Malzemeler

 

1 adet kuzu ciğeri 500 gr.

400 gr. Kuyrukyağı

Yarım tatlı kaşığı tuz.

Yarım tatlı kaşığı kekik

 

Garnitürü için,

2 adet büyük soğan

1 demek maydonoz

2 adet küçük domates

4 adet sivri biber

 

Pidesi için,

4 ader kebap pidesi

 

Yapılışı

 

Ciğeri önce temizleyiniz. 1’er santim büyüklüğünde dört köşe zar gibi doğrayınız.

Yağı da aynen doğrayıp,4 adet şiş kebabı şişine sıra ile birer ciğer birer yağ diziniz. Daha sonra tuzlayınız.

Domates ve biberleri başka şişe saplayınız.

Masaya servis yapılmadan önce şişleri kızgın ateşte kekileyiniz.

Şişleri pidelere sarınız. Tabağa yerleştiriniz. Yanına domates biberleri maydonozla karıştırılmış soğanı koyup servis yapınız.

 

Selami Şahin’e bu güzel söyleşisi için teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

 

Nişantaşı’nın gözde mekanı “ Park Şamdan “

resim 005Nişantaşı’nda yıllardır kalitesinden ödün vermeyen mekanlarında başında geliyor. Türk ve Dünya mutfağından sunduğu yemeklerle gün geçtikçe daha çok beğeni topluyor. Lezzet başarısına her geçen gün yenisini ekleyen Park Şamdan menüsüyle hizmetiyle göz doldurmaya devam ediyor. 

 

Büyük bir titizlikle çalışan ve aynı zamanda iyi bir yönetici olan Park Şamdan müdürü Ersoy Çetin ile Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu söyleşi gerçekleştirdi.

 

E-Tadında: Park Şamdan’ın bugünlere gelme hikayesini anlatır mısınız?

 

Ersoy Çetin: 1981 senesinde faaliyete geçti. Daha önce Etiler Şamdan açılmıştı. Dekorasyonu yapıldı. Bahçe bölümü düzenlendi. O zaman dört ortaklardı. Ben ise 1999 yılında buraya geldim. Hiçbir zaman çizgimizden ödün vermedik. Yemek satıyorduk, bu şekilde devam ettirdik. Tekrar büyüttük yeniledik, yeni bir hareket getirdik. Menülerimizle tanınıyoruz.

 

E.T: Restoranınızda hangi mutfaklara özgü yemekler verilmektedir?

 

E.Ç: Bilhassa öğlen yemeklerimizde müşterilerimiz belirlidir. Hafta içi beş gün her öğlen gelen sabit müşterimiz vardır. O yüzden yemeklerimiz her gün değişiktir ve tazedir.  Her günün özel bir yemeği vardır. Örneğin, pazartesi günleri balık çorbamız vardır. Onun haricinde her gün ana yemekler değişir. Öğlen yemeklerinde mümkün olduğu kadar Osmanlı mutfağından lezzetler koyuyoruz. Akşam yemeklerimizde de Türk yemeklerimiz var fakat daha çok dünya mutfağından yemekler bulunuyor.

 

E.T: Müşterilerinizin beğendiği, en sevdiği yemek nedir?

 

E.Ç: Bonfileden yapılan yoğurtlu kebap, paça çorbası. Ben hiç bir yerde paça çorbası yiyemiyorum diyen müşterilerimiz var. Aşçılarımızı yurtdışına götürüp orada beğendiklerimiz yemekleri ilave ettik. Kajun soslu pilici ilk kez biz getirdik. Aşçımız New York’a giderek yerinde öğrendi. Yenilenen klasik servis şeklimizle devam ediyoruz.

 

E.T: Yemeğin sunumu, en az yemeğin kendisi kadar önemlidir. Yemeklerin sunumu nasıl oluyor?

 

E.Ç: Eskiden tabaklar başka şekilde dizayn ediliyordu. Soslarla zenginleştiriyoruz. Bizde porsiyonlar büyük gelir. Doyurucudur. Etler mevsimine göre Trakya’dan gelir. Bütün etlerimiz aynı yerden alınmaz. Bonfilenin alınma yeri ayrıdır.

 

E.T: Gezerken gördüğünüz, beğendiğiniz tatları burada uyguluyor musunuz ?

 

E.Ç: Müşterimizin damak zevkini göz önünde bulundurarak ağır gelmeyecek bir şekilde uyguluyoruz. Pişirme bilgisi değişti, o makinaları getirdik. Bu da yerken ayrı bir lezzet yaratıyor. Bir seyahatimde burnuma değişik koku gelmişti. Hemen ismini sordum, nedir bu dedim. Yedi baharat dedi. Yedi tane baharattan olan bir karışım olduğunu söyledi. Onu aldık burada çalıştık yedi baharatlı et yaptık. Çok tutuldu.

 

E.T: Park Şamdan’ı ilerleyen yıllarda yurtdışında görebilecek miyiz?

 

E.Ç: Bu konu bir iki kez gündeme geldi. Yurtdışından yatırımcılar geldi. Oraya gidip çok iyi araştırma yapmak gerekir. Amerika için önümüzde öyle bir proje var. Her şey yolunda giderse önümüzdeki sene böyle bir proje düşünüyoruz. Yurtdışında daha çok yemek olarak döner üzerine çalışılıyor. Şu anda araştırma safhasındayız. Türk mutfağı denilince ilk akla gelen kebap oluyor.

 

Bu keyifli söyleşisinden ötürü Ersoy beye teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

 

 

Boğaz’da Ege esintisi “Mira Balık “

resim 029Boğaza nazır bir yerde Ege’nin en güzel tatlarını tatmak ve manzarayı seyretmek isterseniz, Mira Balığa uğramadan geçmeyin. Çünkü burada sizi birbirinden leziz tatların yanı sıra güleryüz de karşılıyor.

Restoranta adım attığınızda Ege’nin mimari yapısına aşinalık başlıyor. Mira balığın kendisine has menüsü, herkesten farklı bir balık restoranında olduğunuzu hissettiriyor.

Mira Balık Restoranın sahiplerinden biri olan Tabita Özden, Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu’na kurulma hikayesinden, hedeflerine kadar herşeyi tüm samimiyetiyle anlattı.

 

E-Tadında: Mira balık ne zaman kuruldu, kurulma hikayesini anlatır mısınız?

Tabita Özden: Mira 2011 Şubat Ayında hizmet vermeye başladı, ancak bu işe karar vermemiz ve sonuçlandırmamız açılış öncesi bir yılımızı aldı.3 Kardeş hepimizin gönlünde yatan bir hayali geçeğe dönüştürdük çocukluğumuz büyük İtalyan ailelerindeki gibi kalabalık bir ailede geçti. Büyük sofraların kurulduğu  hep birlikte yemeklerin yenildiği , sohbetlerin edildiği , dostlarla dolu bir ailede büyüdük. Büyüdüğümüz semtte Kurtuluş olunca ister istemez oradaki kültür harmanından etkilendik. Böyle bir ailede ve becerisinde açmamızı ve ilerlememizi sağladı. Böylece 130 Kişiye hizmet veren butik bir aile işletmesi olduk. Bu projeyi hayata geçirmek için nasıl bir yer olmalı , neresi  daha uygun gibi sorularla gezerken ve yer arayışı yaparken mutlaka ruhu , tarihi olan doğa ile iç içe olmasını çok istiyorduk. Daha sonra burayı Arnavutköy’de daha önce ev olarak kullanılan , sahibinin de hiç böyle bir yer için kullanılacağı aklına gelmeyen evi bulduk. Uzun uğraşlar sonucu Mira’ yı hayata geçirdik. Aldığımız çeşitli Workshoplar ve Şeflerimizin Profesyonelliği de eklenince birebirinden lezzetli menülere imza atar olduk.

E.T: Boğaza Komşu Olan Mira Restaurant’ın Zengin Menüsü Nasıl Bir Aşamadan Geçiyor ?

T.Ö: Menü oluşturmak oldukça zor bir iştir. Hem mekanın ruhunu yansıtmalı hem de beklentileri tamamen karşılamalıdır. Biz menümüzde en temelde bir Ege esintisinin olmasını istiyorduk. Buradan yola çıkarak  doğal olarak sızma zeytinyağı , mezeler ve deniz mahsulleri ilk akla gelenler oluyor. Bizde menümüzü oluşturmaya böyle başladık. Amacımız tamamen lezzet odaklı bir restoran olmak ve her zaman en taze , en doğal olanı sunmak.

Bu nedenle doğal olmayan hiçbir şeyi mutfağımızda kullanmıyoruz. Bu yüzden bir çok ürünümüzü kaynağından yani Ege’den getirmeyi tercih ediyoruz. Ahtapotumuz ve Sübyemizi özellikle Bodrum’dan getiriyoruz. Mira’ya özgü yöntemlerle hazırlıyoruz. İstanbul’da eşine oldukça az rastlanan Sübye oldukça sorulan ve tercih edilen bir Spesiyalimizdir. Bununla birlikte mevsimine göre düzenli olarak getirttiğimiz Deniz Börülcesi, Cibes,Şevketi Bostan, Arapsaçı, Kazyağı, Turp otu gibi bir çok Ege otları Menümüze giriyor. Çocukluğumuzdan annemizden bize miras kalan Ermeni ve Rum Mutfağına özgü mezelere de büyük bir keyifle menümüzde yer veriyoruz.3 Kardeş hepimiz  ayrı ayrı hem yurt içi hem yurtdışı geziyoruz. Yeni Lezzet araştırmaları yapıp onları daha sonra kendi mutfağımızda kendimize has yorumluyoruz.

E.T: Müşterilerinizin en çok beğendiği balık nedir ve sunumu nasıl gelir?

T.Ö: Sunumumuzda yine bu yönde eğer bir balık tutkunuysanız Mira Mutfağında mevsimine göre zengin balık  çeşitleri mutlaka sizi de cezp edecektir. Mısır ununda Çıtır Hamsi Tava, Beğendili levrek, Kemik üstü Levrek Pirzola Tuzda Lagos en çok tercih edilen balıklarımız arasındadır.

Mira Balık Menüsü ‘nün en çok beğenilen lezzetlerinden biri :

Acılı Girit Ezme

Malzemeler : (4 Kişilik)

100 Gr. Sert Ezine Peynir

1 Çorba Kaşığı Domates Salçası

1 Çorba Kaşığı Acı Biber Salçası

Sevdiğiniz acı miktarına göre ilave kırmızı Pul Biber,

2 Diş Sarımsak

1 Tatlı Kaşığı Kekik

2 Çorba Kaşığı Kırılmış Ceviz

Yapılışı :

Sert Ezine Peyniri (oldukça sert olmalı) rende ile rendeleyin. İçine salça                           pul Biber, sarımsak, kekik ve ceviz ilave edin. Ezmeden çatal Yardımı İle yavaşça hepsi birbirine iyice karışacak şekilde karıştırın. Tabağa yerleştirin sonra üzerine biraz zeytinyağı gezdirin.

Söyleşimizin sonuna gelirken, e-tadında okuyucuları için Tabita Hanım’dan Acılı Girit Ezme’nin tarifini alarak ayrılıyoruz.

 

 

Denizin tadı “Del mare” ’de

_MG_0624İçeriye ilk adımınızı attığınızda denizin ve balığın birbirine karışmış enfes kokusu sizi karşılıyor. Manzara da bu karşılamaya eşlik ediyor. Çünkü boğazın en leziz köşesinde buluyorsunuz kendinizi. Burası Del-mare. Burada denizden çıkan her şeyi tabağınızda görebilirsiniz.

 

Del mare’nin kuruluş hikayesinden, başarısına, en sevilen yemeğine ve hedeflerine kadar her şeyi Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu, Del mare müdürü Volkan Karakaş’a e-tadında okuyucuları için sordu.

 

E-Tadında: Del Mare’nin anlamı nedir? Kurulma hikayesini anlatır mısınız?

Volkan Karakaş: Del Mare İtalyanca denizden gelen her şey anlamına geliyor. Kurulması tamamen doğaçlama oluştu. Biz ailece yemek yemeyi severiz, yerken de keyif alırız. Daha sonra böyle bir mekanın varlığını keşfettik. Neden biz de restoran işletmeyelim dedik. Ve Del mare 2003 yılında faaliyete geçti.

 

E.T: Yemek yeme sevgisi sizi restoran sahibi mi yaptı?

V.K: Evet yemek yeme sevgisi bizi böyle güzel bir yerde restoran sahibi yaptı. Aslında bizim işimiz denizciliktir. Hem kendimiz keyif alalım, hem insanların keyif aldığını görelim, müşterilerimiz kendilerini evindeymiş gibi hissetmesini istedik. Dükkanı tuttuk kapısını açtık, bir moloz yığını vardı içerde eyvah dedik.6 ay burayı dizayn etmekle uğraştık.

 

E.T: Neden et, kebap değil de bir balık restoranı?

V.K: Biz Karadenizli olduğumuzdan hayatımız denizde geçti. Trabzon ile  bağımızı hiç koparmadık. Hep balık yedik, deniz kenarında olduk. Boğaza balık daha çok yakışıyor diye düşündük. Bu yüzden balık tercihimiz oldu.

 

E.T: Del mare’nin en sevilen yemeği nedir?

V.K: Öncelikle balığın en tazesini en mevsimine uygun olanını, en iyi yerden almaya çalışıyoruz. Mümkün olduğunca donmuş balık kullanmıyoruz. Belli tatlarımız, yemeklerimiz oluştu. Balık mantımız çok meşhurdur.

 

E.T: En iyi Anadolu restoranı seçildiniz. Sizce başarınızın sırrı nedir?

V.K: Masanın çoğu zaman misafiri olarak oturmuştuk, şimdi masanın diğer tarafındayız. Müşteri neye dikkat eder, neden keyif alır, isteklerine göre hareket ediyoruz. Lezzetimizden ödün vermiyoruz. Kuruçeşme’den bu tarafa servis yapıyoruz. Hem trafik çilesinden kurtarıyoruz, hem de yemekten önce bir boğaz havası almış oluyorlar.

 

E.T: Del mare’yi bir gün İtalya’da görebilir miyiz?

V.K: Del mare yerinde çok güzel. Del-mare’yi  yurtdışında düşünüyoruz, seçkin insanların olduğu yerleri göz önünde bulunduruyoruz. Bir gün İtalya’da neden olmasın.

 

Bu keyifli sohbet için Volkan Karakaş’a çok teşekkür ediyoruz ve E-tadında okuyucuları için yemek tarifi alıp ayrılıyoruz.

 

ISPANAKLI LEVREK TARİFİ

 

Ispanak

 

Pul Biber

 

Soya Sosu

 

Domates

 

1 Kilo Levrek

 

Hazırlanışı

 

1 yemek kaşığı yarısı tereyağı 250 gr ıspanak ile kavuruyoruz. Üzerine pul biber ilave ediyoruz. 1 yemek kaşığından az soya sosu ilave ediyoruz. Bu malzemeleri harmanlıyoruz. Harmanladığımız bu malzemeyi levrekle birlikte fırına veriyoruz ve 3-4 dakika kızarmasını bekliyoruz. Kiremit tabakta servise sunuyoruz.

 

Tatlı dersler “ Sadece Çikolata” ‘ da

c 06Sadece çikolata yapayım derken, kendisini markasının baş rolünde buldu. Çeşit çeşit , renk, renk çikolatalar yaparak, kendi bloğunda hikayelerini anlattı. Bununla da yetinmeyerek kendi kursunu kurarak, çikolata öğretmeni oldu.

Seda Özer, buram, buram kakao kokan atölyesinde çikolata yapımını Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu’na anlattı. 

E-tadında : Sadece çikolata fikri nasıl ortaya çıktı ?

Seda Özer : Çocukluğumdan beri yediğim ve sevdiğim tek tatlı çikolataydı. Ulusal bir firmanın Türkiye ayağının denetiminden sorumluydum. Çikolata kursunu keşfettim. Bu aslında çok temel bir kurstu. Sonra kendime bir blog açtım.  Ben sadece çikolata yapayım dedim. Ve adı sadece çikolata oldu.

E.T : İlk blog açarak başladınız, sonra atölyeye geçişiniz nasıl oldu ?

S. Ö : Evde kendi kendime yaptığım çikolataların fotoğraflarını bloğumda paylaşmaya başladım. Bunun yanı sıra çikolataların hikayelerini de yazıyordum. Daha sonra çevremdekiler bize de öğret demeye başladılar. Acaba bir kurs açsam gelirler mi dedim. Atölyesi olan birinden rica ettim, ve denemek istedim. Cesaretimi toplayıp, diğer işimde çalışırken çılgınlık yapıp bu kursu açtım. İki işimi bir buçuk sene idare ettikten sonra Sadece Çikolata kursuna devam ettim.

E.T : Çikolata nasıl yapılır anlatır mısınız ?

S.Ö : Çikolatanın ana maddesi kuvertürdür. Yani içinde kakao yağı ve kakao bulunan küçük parçacıklı çikolatalar. İsteğe göre bitterli, sütlü olan kuvertürler ısıtma soğuma aromalandırma ve dolgu yapımı gibi evrelerden geçerek çikolata halini alıyor.  Kaliteli kalıp kullanarak, çikolataya istediğiniz şekli verebiliyorsunuz.

E.T : Çikolata kursunda neler öğretiyorsunuz ?

S.Ö : Kuvertürden çikolataya dönüşme evrelerini öğretiyoruz. Ayrıca 3 çeşit çikolata yapıyoruz. Bunlar, truffle , roches ve kalıp dolgulu çikolata oluyor. Kurs bitiminde katılım belgesi veriyoruz.

Bu tatlı söyleşinin sonuna geliyoruz. Eğer sizde hayatınızın en lezzetli dört saatini burada geçirmek isterseniz, sadece çikolata’nın kapısını çalabilirsiniz.

MilanGo ile sevdiklerinizi mutlu edin

Milango_YilbasiMutlu etmek mutlu eder sloganıyla evlerimize giren, sevdiklerimize özel günlerde hediye ettiğimiz Milango Çikolata’nın Pazarlama Müdürü Pınar Topaloğlu Öztürk ile Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu söyleşi gerçekleştirdi.

 

MiLanGo çikolataları ne zaman doğdu ?

 

MiLanGo için 2012 yılında ise Karim Rashid ile çalışmaya karar verdik. Time Dergisi tarafından Amerika’daki en ünlü endüstriyel tasarımcı seçilen Karim Rashid, bizim için MiLanGo’yu yeniden tasarladı. MiLanGo, Türkiye’de ünlü bir tasarımcı tarafından hazırlanan ilk özel tasarım hediyelik çikolata oldu. Turquality Programı’nın desteklediği Design Turkey Yarışması’nın Ambalaj kategorisinde 2012 yılında ‘İyi Tasarım’ ödülünü kazandık.

 

MiLanGo çikolataları çeşitliliğini arttırmayı düşünüyor mu?

 

Özel günlerde hediye seçeneği de oluşturan ürünümüzle pazarda fark yaratacak, ambalajlarla farklı tatları birleştirerek tüketicilerimize sunmaya çalışıyoruz. Daha önce fındıklı, antep fıstıklı, bitter portakallı ve madlen çeşitleri olan ürünümüzün portföyünü genişleterek bu sene ürün gamımıza frambuazlı lezzetimizi kattık.

 

Yeni yılı kutlamamıza çok az bir süre kaldı. Yeni yıla özel çikolata hazırlığınız oldu mu?

 

Biz de konsepte uygun olarak yılbaşına özel kırmızı ambalajlar hazırladık. Hem sevdiklerine hediye olarak hem de konuklara ikram etmek için tercih edilebilecek şık bir ürün oldu. Ulusal market zincirlerinin seçkin noktalarında yılbaşı temalı özel MiLanGo stantları kuracağız.

 

 

 

Size göre MiLanGo çikolataları piyasada tadıyla, görüntüsüyle bir farklılık yarattı mı?

 

MiLanGo segmentinde ilk özel tasarım çikolatası özelliği taşıyor. Raflara bakınca tasarımı ve özel çantalı ambalajıyla hemen ön plana çıkıyor. Ayrıca lezzetleri de fark yaratıyor Antep fıstıklı madlen de Türkiye’de bir ilk olarak MiLanGo tarafından pazara sunulmuş yeniliklerden biri.

 

Reklamlarda gördüğümüz MiLanGo mutlu etmek mutlu eder sloganıyla iyi bir çıkış yaptığınızı düşünüyor musunuz ?


Bayramın daha çok neşeli ve birleştirici unsurları üzerinde durmayı tercih ettik. 2012 yılında başlatmış olduğumuz “Mutlu Etmek Mutlu Eder” kampanyası ile sevdiklerimizle yüz yüze iletişimin ve birlikte paylaştığımızın anların önemini vurgulamaya, teknolojinin gelişmesi ve mesafelerin artması ile birlikte unutulmaya yüz tutmuş toplumsal değerleri canlı tutmaya çalışıyoruz.

Cüneyt Asan’ ın “ Et Dünyası “

1İlkokul yıllarında Bahar kasabın kapısından adımını atarak etlerle tanıştı. 15 yaşında ustasına söyleyerek ismini Günaydın Et Restaurant olarak değiştirdi. Şu anda 45 şubesiyle et bizim işimiz diyen Günaydın Et Restaurant sahibi Cüneyt Asan ile Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu söyleşi gerçekleştirdi.

 

Elif Magazin :  Kendi ağzınızdan Cüneyt Asan’ ı anlatır mısınız?

 

Cüneyt Asan :  1959 doğumluyum. Aslen Erzincanlıyım. 5 çocuklu bir ailede büyüdüm. Babam çok dahi biriydi. İstanbul’un taşı toprağı altın diye babam 5 çocukla Bostancı’da civciv mahallesinde gecekonduya yerleşmişler. Fakat sığamayınca kapıcı dairesinde iş bularak, ailemizin bir kısmını oraya taşımış. Şu an iki kardeşim Almanya’da üç kardeşim de İstanbul’da yaşıyor.

 

E.M : Okul yaşamınız, etlerle ilk tanışmanız nasıl oluyor ?

 

C.A :  Babam okumamızı çok istiyordu. Ama böyle bir ailede yaşadığımız için mecburen çalışmam gerekiyordu. Okul yıllarında sınıf öğretmenim her türlü desteği sağlıyordu. Bir gün kasaplar çarşısında iş arıyordum. Adamın biri ne arıyorsun oğlum dedi ? ve beni bir kasap dükkanına soktu. Bahar kasabın kapısından adımımı atmamla yıllar sürecek et serüvenim başlamış oldu.

 

E.M : Babanız okulunuzu bırakmanıza kızmadı mı ?

 

C.A :  Okulu bırakacağımı duyunca önceleri kızdı, ortaokula kadar okuttu. İşe başladığımın ilk günü paketleri taşıdım diye bahşiş aldım. Bu bahşişle poğaça gazoz aldım, hatta arkadaşlarıma da ısmarladım. Ve içimden kendi kendime dedim , işte paranın gücü.

 

 

E.M Sizin çalıştığınız dönemde kasabın ismi Bahar kasaptı. Oysa şimdi Günaydın et kasabı. Bu süreçten bahseder misiniz?

 

C.A : 15-16 yaşlarında usta dedim dükkanın adı değişsin. Ustam bana ne olsun dedi ? Günaydın olsun dedim. O günden sonra Günaydın Et Restaurant olarak değişti. Büyüklük algısı o zamanın en çok tiraj yapan Günaydın gazetesinden gelir.

 

E.M : Sloganınızda yer aldığı gibi gerçekten et sizin işiniz mi ?

 

C.A : Evet, et bizim işimiz. Çünkü Türkiye’de bu işle ilgili ilkleri ben yaptım. Yaşadığım hiçbir zorluk beni yıldırmadı. 30 yıl önce Türkiye’de ilk kez Amerikan barlı kasabı ben açtım. O gün benim dönüm noktamdı.

 

E.M : Türkiye’de yaşanan et sıkıntısı hakkında ne düşünüyorsunuz ?

 

C.A : Türkiye’de her zaman kaliteli et sıkıntısı vardı. Bizde bunu düşünerek, Tekirdağ Malkara’da çiftlik kurduk. O çiftlikte kendi etimizi kendimiz ürettik.

 

E. M : Günaydın et restaurantı ileride nerede göreceğiz?

 

C.A : Ben bugünlere gelebilmek için çocukluğumu, delikanlığımı, gençliğimi ödedim. Bugün yine olsa yine öderdim. Çünkü ben 10 yaşında kararımı vermiştim. Şu anda 45 şubemiz, 2500 restaurantımız var. Önümüzdeki yıllarda Ortadoğu ve Avrupa’da 100 şube daha açacağız.

Mavi ile yeşilin buluşma noktası “ Doğatepe Restaurant “

0 (441) [1024x768]Bir tarafınızda yemyeşil bir doğa, bir tarafınızda masmavi bir deniz bulunuyor. İşte mavi ile yeşilin buluştuğu yerde saklı kalan Doğatepe Restaurant ‘ın Halkla İlişkiler Müdürü Kübra Doğan ile Metronommedya Muhabiri Rüya Meriçboyu e-tadında okuyucuları için çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

 

Elif Magazin : Köprünün eteklerinde saklı kalmış bir Restaurant olan Doğatepe ne zaman kuruldu?

Kübra Doğan : Doğatepe 1991 yılında Arslan Turizm tarafından kuruldu. Öncelerde çay bahçesi  olarak kurulan Doğatepe, daha sonra Alacarte Restaurant olarak faaliyetine kaldığı yerden devam ediyor.

E.M : Şu anda cafe& restaurant olarak işletilen Doğatepe,  hangi kitleye hitap ediyor ?

K.D : Restaurantımız A plus kitleye hitap ediyor. Cafe bölümünü ise daha çok üniversite öğrencileri tercih ediyor.

E.M: Menünüzde her çeşit yemek grubu mevcut. Mutlaka en çok tercih edilen yemek vardır. Hangi yemek daha çok tercih ediliyor ?

K.D : Menümüze göz attığınız zaman dünya mutfağına ait yemeklere rastlamanız mümkün. Her damağa hitap edebilecek yemeklerimiz bulunuyor. Müşterilerimiz tarafından et olarak, dana külbastı balık olarak da tuzda balık çok fazla tercih ediliyor.

E.M : Yemeklerin sunumları, tadı kadar önem taşır. Farklı bir sunum her zaman akılda alır. Değişik sunumlarınız var mı ?

K.D : Tuzda balığın sunumu çok farklı oluyor. Dışı tuzla kaplı balık servis arabasıyla geliyor.  Daha sonra tuz kırılıyor . Balık soyularak müşteriye öyle servis ediliyor.

E.M : Hafta sonları şehrin kalabalığından uzaklaşarak, boğaza karşı kahvaltı yapmak isteyenler için brunch menünüz var mı ?

K.D : Tabii, Pazar günleri zengin bir brunch menümüz oluyor. Sabah saat 10.00’da başlıyor, öğleden sonra 14.30’a kadar devam ediyor. Açık büfe olup, yüz çeşide yakın kahvaltılık, ızgara çıkıyor. Ayrıca 0-6 yaş grubundan ücret alınmıyor.

E-Tadında© - Aylık Ücretsiz E-Dergi - Metronom Medya

cyhn.net | grafik & web tasarım